Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?
Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.
Ahmet Kutsi Tecer
28 Aralık 2013 Cumartesi
GEÇMİŞ YAZ - YAHYA KEMAL BEYATLI
GEÇMİŞ YAZ - YAHYA KEMAL BEYATLI

Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle
Her anını, her rengini, her şiirini hazdan.
Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan
Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde!
Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle
Her anını, her rengini, her şiirini hazdan.
Hala doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan
Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinden;
Mehtap... iri güller... ve senin en güzel aksin...
Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde!
17 Aralık 2013 Salı
GIZIMA - BAHTİYAR VAHABZADE
GIZIMA
(Kızım Gülzar'ın düğününden bir kadar sonra yazılmıştır.)
Gelirsen, gedirsen...
Gözüm üzünde,
Bilmirsen ne sorur ne deyir atan.
Üzünden, gözünden,
her bir sözünden
Gelbini ohumag isteyir atan.
Gelirsen, gedirsen... Heç ne sormuram
Bahışlar danışır, bahışlar ancag.
Bilmek isteyirem, a menim balam,
Seni isidirmi gonduğun budag?
Gınama, beledem men bu heyata,
Kim çerhi geriye dönderebilmiş?
Övlada gızıldan taht verer ata,
Gızıldan behtini kim verebilmiş?
Gelirsen, gedirsen.
Değişmiş bizim
Sözümüz, sorgumuz...
Bu sen,
bu da men.
Ele gelirsen ki, ele bil gızım,
Bu evde doğulub böyümemisen..
Biraz yad olmusan,
Biraz utancag.
Evvelki erkini isterem yene.
Gelende gonagsan, gedende gonag,
Ne tez özgeleşti bu gonag sene?
Senin hisletin de nece değişti,
Deme gileyliyem, yoh, yoh, şadam men,
Sev ki, sevilesen...
Bizimki keçdi,
İndi senin üçün narahatam men
Goru her lekeden mehebbetini,
Her yerde,
Hemişe
her zaman, gızım.
Arhan - atan evi...
Seadetini
Yalnız er evinde tapasan, gızım.
Mayıs 1978
(Kızım Gülzar'ın düğününden bir kadar sonra yazılmıştır.)
Gelirsen, gedirsen...
Gözüm üzünde,
Bilmirsen ne sorur ne deyir atan.
Üzünden, gözünden,
her bir sözünden
Gelbini ohumag isteyir atan.
Gelirsen, gedirsen... Heç ne sormuram
Bahışlar danışır, bahışlar ancag.
Bilmek isteyirem, a menim balam,
Seni isidirmi gonduğun budag?
Gınama, beledem men bu heyata,
Kim çerhi geriye dönderebilmiş?
Övlada gızıldan taht verer ata,
Gızıldan behtini kim verebilmiş?
Gelirsen, gedirsen.
Değişmiş bizim
Sözümüz, sorgumuz...
Bu sen,
bu da men.
Ele gelirsen ki, ele bil gızım,
Bu evde doğulub böyümemisen..
Biraz yad olmusan,
Biraz utancag.
Evvelki erkini isterem yene.
Gelende gonagsan, gedende gonag,
Ne tez özgeleşti bu gonag sene?
Senin hisletin de nece değişti,
Deme gileyliyem, yoh, yoh, şadam men,
Sev ki, sevilesen...
Bizimki keçdi,
İndi senin üçün narahatam men
Goru her lekeden mehebbetini,
Her yerde,
Hemişe
her zaman, gızım.
Arhan - atan evi...
Seadetini
Yalnız er evinde tapasan, gızım.
Mayıs 1978
28 Kasım 2013 Perşembe
23 Kasım 2013 Cumartesi
ENDÜLÜS'TE RAKS - YAHYA KEMAL BEYATLI
ENDÜLÜS'TE RAKS
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.
Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...
Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;
İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.
Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,
Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...
Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir
İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.
Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;
Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...
Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli...
Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,
Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!"
Yahya Kemal BEYATLI
19 Kasım 2013 Salı
ESKİSİ GİBİ - SABAHATTİN ALİ
Eskisi Gibi
Seneler sürer her günüm,
Yalnız gitmekten yorgunum;
Zannetme sana dargınım,
Ben gene sana vurgunum.
Başkalarına gülsem de,
Senden uzakta kalsam da,
Sevmediğini bilsem de
Ben gene sanavurgunum.
Dağları aşınca başım,
Geri kaldı her yoldaşım,
Gerl sevgilim, gel kardaşım,
Ben gene sana vurgunum.
Gönlüm seninkine yardı,
Aynı şeyleri duyardı;
Ayaklarımız uyardı…
Ben gene sana vurgunum.
Sabahattin ALİ
Seneler sürer her günüm,
Yalnız gitmekten yorgunum;
Zannetme sana dargınım,
Ben gene sana vurgunum.
Başkalarına gülsem de,
Senden uzakta kalsam da,
Sevmediğini bilsem de
Ben gene sanavurgunum.
Dağları aşınca başım,
Geri kaldı her yoldaşım,
Gerl sevgilim, gel kardaşım,
Ben gene sana vurgunum.
Gönlüm seninkine yardı,
Aynı şeyleri duyardı;
Ayaklarımız uyardı…
Ben gene sana vurgunum.
Sabahattin ALİ
15 Kasım 2013 Cuma
SİTEM - BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
SİTEM
Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yâr yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yâr yâr!.. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yâr yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.
Yâr yâr!.. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var
Bedri Rahmi Eyüboğlu
7 Kasım 2013 Perşembe
6 Kasım 2013 Çarşamba
SEVDAN BENİ - AHMED ARİF
SEVDAN BENİ
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
2 Kasım 2013 Cumartesi
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE - MEHMET AKİF ERSOY
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle " bu : bir Avrupalı "
Dedirir - yırtıcı his yoksulu, sırtlan kümesi.
Varsa gelmiş , açılıp mahbesi, yâhut kafesi!
Eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşısın da,
Avustralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada,
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'una da züldür bu rezîl istîla!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab
Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülk-ü harab.
Öteden saikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam
Atılan her lâğamın Yaktığı: yüzlerce adam
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre
Top tüfekden daha sık gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki, bu, tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı, göğsündeki, kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ,edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i îlahi o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rap, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in aslanları gibi şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâp...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyla;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsen yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine, bir şey yapabildim diyemem hâtırana
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı, selâhaddîn'i,
Kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki islam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi ğöğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.
MEHMED ÂKİF ERSOY
Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle " bu : bir Avrupalı "
Dedirir - yırtıcı his yoksulu, sırtlan kümesi.
Varsa gelmiş , açılıp mahbesi, yâhut kafesi!
Eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşısın da,
Avustralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada,
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'una da züldür bu rezîl istîla!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab
Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülk-ü harab.
Öteden saikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam
Atılan her lâğamın Yaktığı: yüzlerce adam
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müthiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre
Top tüfekden daha sık gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki, bu, tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı, göğsündeki, kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ,edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i îlahi o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rap, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in aslanları gibi şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâp...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyla;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsen yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine, bir şey yapabildim diyemem hâtırana
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı, selâhaddîn'i,
Kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki islam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi ğöğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.
MEHMED ÂKİF ERSOY
9 Ekim 2013 Çarşamba
4 Ekim 2013 Cuma
BENİ UNUTMA - ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
Beni Unutma
Bir gün gelir de insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılğın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni Unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün yalnız benim için giy
Saksındaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılarla tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma
Ümit Yaşar Oğuzcan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılğın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma
Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni Unutma
Hala duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün yalnız benim için giy
Saksındaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma
Büyük acılarla tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün
Beni unutma
Ümit Yaşar Oğuzcan
BAYRAK - ARİF NİHAT ASYA
BAYRAK Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım! Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selâmlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver. Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar: Yurda ay yıldızının ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düştüğümüz gün Gölgene sığındık. Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde açan çiçeğim. Senin altında doğdum. Senin altında öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim! Arif Nihat ASYA
28 Eylül 2013 Cumartesi
27 Eylül 2013 Cuma
O GÜLENDAM BİR AL ŞALE BÜRÜNSÜN YÜRÜSÜN - ENDERUNLU VASIF
O gülendâm bir al şâle hürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Alub ağuşa bu çağında miyânı nâzın
Saran ol servkadi Vasıf öğünsün yürüsün.
Enderunlu Vasıf
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Alub ağuşa bu çağında miyânı nâzın
Saran ol servkadi Vasıf öğünsün yürüsün.
Enderunlu Vasıf
24 Eylül 2013 Salı
19 Eylül 2013 Perşembe
18 Eylül 2013 Çarşamba
17 Eylül 2013 Salı
YABAN ARMUDU - DURMUŞ TAŞDEMİR
YABAN ARMUDU
Dağ başında yaban armudu
Sessizliği ile sarmaş dolaş
Kimsesizliği ile ağlamaklı
Dalları, gövdesi, yaprakları
Bir cana hasret
Pır pır eder rüzgâra karşı
Badem yeşili yaprakları
Söyleşirler uğultuyla
Bekler dağ başında yaban armudu
Konaklasın diye bir yolcu
Büyütür gövdesini
Dayasın diye sırtını
Uzatır dallarını
Serinlesin diye gölgesinde
Birlikte söylerler
Sessizliğin ve yalnızlığın hüzünlü şarkısını
Yolcu mu hüzünlü ağaç mı bilinmez
Ne sulayan olur toprağını
Ne de dallarını budayan
Hatta simsiyah katmerli yalnızlığına
Dokunan bir el bile bulunmaz
Ama o buna aldırmaz
Daha bir umutla salar toprağa
Sağlam köklerini
Her bahar açar çiçekleri
Yeşillenir yaprakları
Yemişe durur inadına
Kuşların cıvıltısına karşılık verir
Hafif bir fısıltıyla
Yaşama, doğurganlığa ve direngenliğe dair
Öyküler anlatır
Girdin mi bir kez gizemli dünyasına
1999 ARALIK - BERGAMA
Dağ başında yaban armudu
Sessizliği ile sarmaş dolaş
Kimsesizliği ile ağlamaklı
Dalları, gövdesi, yaprakları
Bir cana hasret
Pır pır eder rüzgâra karşı
Badem yeşili yaprakları
Söyleşirler uğultuyla
Bekler dağ başında yaban armudu
Konaklasın diye bir yolcu
Büyütür gövdesini
Dayasın diye sırtını
Uzatır dallarını
Serinlesin diye gölgesinde
Birlikte söylerler
Sessizliğin ve yalnızlığın hüzünlü şarkısını
Yolcu mu hüzünlü ağaç mı bilinmez
Ne sulayan olur toprağını
Ne de dallarını budayan
Hatta simsiyah katmerli yalnızlığına
Dokunan bir el bile bulunmaz
Ama o buna aldırmaz
Daha bir umutla salar toprağa
Sağlam köklerini
Her bahar açar çiçekleri
Yeşillenir yaprakları
Yemişe durur inadına
Kuşların cıvıltısına karşılık verir
Hafif bir fısıltıyla
Yaşama, doğurganlığa ve direngenliğe dair
Öyküler anlatır
Girdin mi bir kez gizemli dünyasına
1999 ARALIK - BERGAMA
16 Eylül 2013 Pazartesi
15 Eylül 2013 Pazar
NERDESİN - AHMET KUTSİ TECER
Nerdesin
Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
30 Ağustos 2013 Cuma
29 Ağustos 2013 Perşembe
ANNECİĞİM-NECİP FAZIL KISAKÜREK
| Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim! O titrek kalbini bahtın yeline, Bir ince tüy gibi sal anneciğim! Sanma bir gün geçer bu karanlıklar, Gecenin ardında yine gece var; Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar, Yaşlı gözlerinle kal anneciğim! Gözlerinde aksi bir derin hiçin, Kanadın yayılmış, çırpınmak için; Bu kış yolculuk var, diyorsa için, Beni de beraber al anneciğim! ... (1926) |
Necip Fazıl Kısakürek
|
28 Ağustos 2013 Çarşamba
17 Ağustos 2013 Cumartesi
12 Ağustos 2013 Pazartesi
TÜRKİYEM
TÜRKİYEM
Seni boydan boya sevmişim,
Ta Kars'a kadar Edirne'den.
Toprağını, taşını, dağlarını
Fırsat buldukça övmüşüm.
Sen vatanımsın, ekmeğimsin
Duyduğum, bildiğim zafersin yıllarca...
Zonguldak'ta 63 numara
Nazlı sahiller Akdeniz'de.
Sevdasın ciğerlerimde parça parça
Yarı kalmış dileğimsin...
Sen Koçhisar'da tuzum,
Sille'de kızım...
Çift kulaklı Sürmene bıçağı belimde.
Varmışım çiğ köfte yemeye Adana'ya
Dadaloğlu'ndan bir koçaklama dilimde:
- Şu yalan dünyaya geldim geleli...
Hey vatanım, bacım, sağdıcım, emmim
Senden bir yara her yerimde.
Desteye güreşmişim Kırkpınar'da.
Durmuş da yorgunluk çıkarmışım,
Bir akşam vakti
Dört bardak kırtlama çayla Erzurum'da..
Ardahan'a varmışım yollar uzamış
Bel vermiş, yol vermemiş dağlar.
- Yüce Tanrı dört yanını bezemiş,
Beni yakan bir Konyalı kız imiş..
Seni boydan boya sevmişim
Ta Edirne'ye kadar Kars'tan.
Taşını, toprağını, yiğidini,
Fırsat buldukça övmüşüm...
Turgut Uyar
8 Ağustos 2013 Perşembe
EDGAR ALAN POE-ANNABEL LEE
ANNABEL LEE
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.
O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.
Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,_
Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.
Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.
Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanır beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni .
Edgar Allan POE
Çeviren : Melih Cevdet ANDAY
6 Ağustos 2013 Salı
HER KAÇAN ANARSAM SENİ
HER KAÇAN ANARSAM SENİ
Kararım kalmaz Allahım.
Sendem gayrı gözüm yaşın,
Kimseler silmez Allahım.
Sensin ismi baki olan,
Sensin dillerde okunan.
Senin aşkına dokunan,
Kendini bilmez Allahım.
Sen yarattın cismi, canı,
Sen yarattın bu cihanı.
Mülk senindir kerem kanı,
Kimsenin olmaz Allahım.
Okunur dilde destanın,
Açılır bağ ve bostanın.
Sen baktığın gülistanın,
Gülleri solmaz Allahım.
Aşkın bahrına dalmayan,
Canını feda kılmayan,
Senin cemalin görmeyen,
Meydana gelmez Allahım.
Zar olur aşıkın işi,
Durmaz akar gözü yaşı.
Senden ayrı düşen kişi,
Didarın görmez Allahım.
Aşık Yunus seni ister,
Lütf eyle cemalin göster.
Cemalin gören aşıklar,
Ebedi ölmez Allahım.
Yunus Emre
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)